Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Her kim cenaze namazı kılınıncaya kadar cenazede hazır bulunursa ona bir kırat, her kim de gömülünceye kadar beklerse ona da iki kırat (sevap) vardır." buyurmuştur. İki kırat nedir? diye sorulduğunda Hz. Peygamber: "İki büyük dağ gibi" diye cevap vermiştir.
Kaybettiklerimiz

Ebu Hureyre'nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
Resulüllah (a.s.): "Her kim cenaze namazı kılınıncaya kadar cenazede hazır bulunursa ona bir kırat, her kim de gömülünceye kadar beklerse ona da iki kırat (sevap) vardır." buyurmuştur. İki kırat nedir? diye sorulduğunda Hz. Peygamber: "İki büyük dağ gibi" diye cevap vermiştir.


Alihoca Köyünden Tarsusta ikamet eden NEBİ YILDIRIM Vefat etti.

nebiyildirim.jpg

Köyümüz sakinlerinden Tarsusta ikamet eden Nebi Yıldırım Geçirmiş olduğu ani Kalp krizi sonucu vefat etmiştir. Daha önceleri önemli bir rahatsızlığı olmayan ara ara öksürüğü bulunan Nebi Yıldırım. 22 Ağustos Çarşamba günü Kontrol için gittiği Tarsus devlet hastanesinde aniden fenalaşarak vefat etti. Hastahane doktorları daha önceki rahatsızlığında kalp rahatsızlığından olduğunu ölüm nedenininde kalp krizinden olduğunu belirtti. Cenazesi 23 ağustos Perşembe günü öğle namazından sonra tarsus mezarlığında toprağa verildi.
Merhuma ALLAH tan rahmet Yakınlarına Başsağlığı diliyoruz. Toprağı bol Mekanı cennet olsun...

ALİHOCA KÖYÜNDEN ÇİFTEHANDA İKAMET EDEN ANİŞ AHMET (AHMET ERBİL) VEFAT ETTİ...

anisahmet.jpg1.jpg

Alihoca köyünden çiftehanda ikamet eden Aniş Ahmet (AHMET ERBİL) Geçirmiş olduğu ani rahatsızlıktan dolayı vefat etti. Bu sabah bahçesine giden Ahmet ERBİL Öğle saatlerinde aniden rahatsızlanarak vefat etti. Daha önceleri hiç bir rahatsızlığı olmayan Ahmet Erbil'n vefatı alıştık diğer ölümler gibi ani ve üzücü oldu. Cenazesi 02/062007 Cumartesi günü Alihoca köyü Aile mezarlığına Çiftehan ve Alihoca köyünden dışardan gelen kalabalık bir grupla defnedildi Merhuma ALLAH tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Yattığı yer nur mekanı cennet olsun...

ESKİ KÖY MUHTARLARIMIZDAN KÖYÜMÜZÜN İLERİ GELENLERİNDEN MEHMET ÇİMEN VEFAT ETTİ...

mcimen.jpg

Köyümüzün ileri gelenlerinden, Eski muhtarlarımızdan Mehmet ÇİMEN vefat etti. Mayısın ilk haftasi ani rahatsızlığından dolayı kaldırıldığı Ç.O.Ü.Tıp Fakültesi balcalı hastanesinde yaşam mücadelesine 20 gün dayanabildi. Yapılan tüm mudahaleler sonuç vermeyince 27 Mayıs pazar sabah 03/30 sıralarında vefat etti... Daha öncede akciğer rahatsızlı olan, zaman zaman tedavi ve kontrol altında tutuluyordu. Köyde daha önceleri yaptığı muhtarlık ve köydeki çalışmalarından dolayı sevilen ve sayılan biri idi. Ölümü yakınları olduğu gibi tüm köy halkınıda derinden üzdü. Cenazesi herzaman her cenazede olduğu gibi tüm köy halkı, dışardan gelen akraba ve köylülerin katılımı ile kalabalık bir biçimde defnedildi. Merhuma ALLAH tan rahmet Yakınlarının başı sağolsun. Yattığın yer nur Mekanın cennet olsun Mehmet dayı...Merhuma ve Aramızdan ayrılan tüm köylülerimizin ruhuna Fatiha...

HÜLYA ALTINSU VEFAT ETTİ...

Köyümüz sakinlerinden Alihoca doğumlu çiftehanda ikamet eden kardeşimiz, Duran Altınsu (Emiş Ayşenin Kızı)Arkadaşımız Hülya ALTINSU vefat etti. Uzun süredir böbrek yetmezliğinden dolayı diyaliz tedavisisi gören kardeşimiz Tedavi gördüğü Adana Başkent Hastahanesinde vefat etti. Merhuma ALLAH tan Rahmet Yakınlarına başsağlığı dileriz. Toprağın bol mekanın cennet olsun.

Not: Tıbben hayatımız sona erdikten sonra neden başka birine hayat şansı vermeyelimki. Lütfen organ bağışında bulunarak, Butür hasta lara 2. bir yaşama şansı verelim. Bugün ihtiyaç sahibi başkasıdır. Yarın sizden bizden kardeşlerimizden eşlerimizden çocuklarımızdan birinin olmayacağını kim garanti verebilir.

Bir Genç Kardeşimizi Daha Kaybettik...

Alihoca Köyünden Bodur Alinin oğlu Muzaffer ERGÜL Vefat etti... Uzun süredir Antalyada ikamet eden Muzaffer ERGÜL Kalp krizi dolayısı ile Antalya Devlet hastanesine kaldırıldı. Kalp krizi şüphesiyle elktro şok verdiler. Bu şokun sonucunda Beyindeki damarlardan bir kaçı zedelenip komaya girdi. Uzun süren müdahaleler sonuçsuz kaldı ve bir süre sonra beyin ölümü gerçekleşti. Doktorlar makinaya bağlı olarak yaşatmaya çalıştılar. Ancak 5 Mayıs sabahına kadar dayanabildi. Cenazesi aynı gün köyü Alocaya defnetmek için yola çıkarıldı. Ancak mesafenin uzun olması dolayısı ile cenazesi 6 Mayıs sabahı Alihocada toprağa verilecek... Merhuma ALLAH tan Rahmet Yakınlarına Başsağlığı diliyoruz. Toprağın bol mekanın cennet olsun Arkadaşım.....

Zeynel (Almancı zeynul) AYTAR Vefat etti.

getattachment.jpg

Alihoca köyünden Zeynel AYTAR Vefat etti.
Yazın Alihocada kışında Adanada ikamet eden zeynel aytar birkaç gün önce esas köyü Alihocaya geldi. Bahaçesine buldu işçisi ile sabah gitmek üzere anlaşmış akşam erken saatlerde kahveden ayrılmış. Sabah gelmeyince evine gittiklerinde iş elbisesini giyinmiş şekilde kapı arkasında ölü olarak bulunmuş. Daha öncelerinde önemli bir rahatsızlığı olmayan zeynul dayının ölümü Aile ve akrabaları olduğu gibi tüm köylüyü üzmüştür. Cenazesi aynı gün Alihoca köyüne kalabalık bir katılımla defnedilmiştir. Kendisine ALLAH tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyoruz. Yattığı yer nur mekanı cennet olsun.

Not : Bahar günleri ölümlerin yoğunlaşmasının sebeplerinin araşatırılmaya değer bir konu olarak görüyor yetkililerede buradan çağrıda bulunuyoruz.

İsmail Eroğlu (Almancı İsmail) Vefat etti...

Kasabamız sakinlerinde İsmail eroğlu ( Almancı İsmail) Vefat etti. Uzun süredir rahatsızlığı deveam eden ismail EROĞLU Hastalığı ilerleyince Adana devlet hastahanesine yatırıldı. Uzun süre yapılan müdahalelere cevap vermeyince Yaşlılığada bağlı olarak geçirmiş olduğu hastalığa yenik düştü. Cenazesi Çiftehan Aile mezarlığında toprağa verildi. Merhuma allahtan rahmet yakınların başsağlığı diliyoruz. Toprağın bol mekanın cennet olsun.

İngiliz Mehmetin Hanımı Ayşe ÜNAL Vefat etti...

Alihoca köyünden ingiliz mehmedin hanımı Ayşe Ünal Vefat etmiştir. Bir süre önce Ayağı kırılan ve tedavi görmekte olan Ayşe ÜNAL aniden fanalaşarak öğleye yakın vefat etti...

Cenazesi uzkataki akraba ve yakınlarının beklenmesi dolayısı ile 1 gecelik erteleme sonucu tüm cenazelerde olduğu gibi kalabalık bir grupla Alihocaköyü mezarlığına defnedilmiştir. Merhama ALLAH tan rahmet yakınlarına başsağlığı diliyoruz...Toprağın Bol mekanın cennet olsun...

VELİ ÖZÇELİK (Kasap veli) ani kalp krizi sonucu vefat etti:

kasap_veli.jpg

Çiftehanda ikamet ede Veli özçelik (Kasap veli)Ani kalp rahatsızlığı sonucu vefat etmiştir. Gece 13/30 sıralarında aniden yakalayan kriz bırakmadı. Çiftehan sağlık ocağı doktoru Şadi beyinde evinde yaptığı tüm müdahaleler sonuçsuz kaldı. Veli dayıya ALLAH tan rahet yakınlarına başsağlığı diliyoruz. toprağın bol mekanın cennet olsun.

Şehriman Teyzeyi Kaybettik...

sa400015.jpg

Aliçavuş Ahmetin hanımı Şehriman Yüksel Yaşlılığa bağlı olarak geçirmiş olduğu rahatsızlığa yenik düştü. Köyümüz sakinlerinde Şehriman Yüksel Kısa süre önce Rahatsızlığından dolayı Adana numune hastanesine yatırıldı. Burada yapılan tüm müdahalelere olumlu cevap vermeyince 12 mart 2007 Pazartesi günü vefat etti. Cenazesi aynı gün yoğun bir kalabalıkla Alihocaköyü mezarlığına defnedilmiştir. Hastalığı döneminde bütün çocukları Hazır bulunmuş Anneleri için son evlatlık görevlerini yerine getirmişlerdir. Merhuma ALLAH tan Rahmet yakınlarına başsağlığı diliyoruz. ALLAH toprağını bol mekanını cennet eylesin. Ruhuna Fatiha

Ahmet AYKANI'ıda Kaybettik..

ahmetaykan.jpg

Alihoca köyünden Ortasebetin Oğlu Ahmet AYKAN Yatmakta olduğu Çukurova tıp fakültesi Balcalı Hastanesinde vefat etmiştir.
Yaklaşık 3 Ay önce Yakalanmış olduğu ani kanser rahatsızlığı ile önce Niğde devlet hastanesine oradan balcalı hastanesine sevk edildi. Yapılan tüm müdahalelere rağmen olumlu sonuç vermeyince 15 şubat günü sabah saatlerinde vefat etmiştir. Cenazesi Aynı gün köyü Alihocada toprağa verilecektir. Merhuma Allahtan sonsuz Rahmet Yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

Muammer ERÇEN i Kaybettik...

muammer.jpg

Köyümüz Sakinlerinden Kemal ERÇEN oğlu MUAMMER ERÇEN i kaybettik. Ani ölümü ile herkezi derinden üzdü. Daha önceden hafif şekilde var olan kalp hastalığı ansız ve zamansız yakaladı.Cuma günü Banyo dönüşü eve geldi biraz uzandıktan sonra çarpıntılarının başladığı biraz daha ileri gidince Muhsin Yılmazın arabası ile Pozantı devlet hastanesine götürüldü.

Hastahanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Yakınları ile ölmeden önce öleceği günü söylediği bazıları ile helalleştiği söyleniyor. En ufak oğluna cuma günü öleceği ve ağlamaması konusunda sözleri Kardeşi Mehmete ölüm üzerine yazdığı şiiri ölümü sonrasında dalaşan sözler arasında.
Genç ve zamansız ölümü Yakınları olduğu gibi bütün köy ve kasabayı derinden üzmüştür.

Cenazesi Çiftehandan ve alihoca köyünden İnsanların ve uzaklardaki akraba arkadaş ve dostlarının katılımı ile kalabalık bir şekilde defnedilmiştir. Kendisine ALLAH'TAN sonsuz rahmet Yakınlarına Başsağlığı diliyoruz. Toprağın Bol Mekanın CENNET olsun Muammer ERÇEN....Ruhuna FATİHA...

Örnek Vaazlar 1

Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor.


"Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah katında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”1

İnsanların doğuştan eşit olduklarını ifade eden bu âyet, Ashabtan Sabit İbn-i Kays hakkında nazil olmuştur. Sâbit, bir kere Peygamberimizin meclisine gelmişti. Orada yanında oturmak istediği kişi Sâbit'e yer açıp göstermedi. Buna içerleyen Sâbit, “Ey filân kadının oğlu" diye hakaret etti. Bunun üzerine Peygamberimiz:

– Ey Sâbit, mecliste olanların yüzlerine bak, buyurdu. O da orada oturanlara birer birer baktı. Peygamberimizi:

– Ne gördün? diye sordu. Sabit:

– Ak, kara, kırmızı çehreler gördüm, deyince, Peygamberimiz:

– Ey Sâbit, sen bunları, bu siyahtır Araptır, bu beyazdır Acemdir, diye birbirine üstün kılamazsın. İnsanlar dine bağlılıkları ve takvaları (Allah'tan korkmaları) ile faziletlidirler diyebilirsin, buyurdu ve bu âyet nazil oldu.2

Peygamberimiz şöyle buyuruyor:



“Allah Teâlâ sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Sizin kalplerinize ve işlerinize bakar"3

Bir başka hadisi şerif de şöyledir:


"İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Hiç kimsenin başkası üzerinde -Allah korkusu hariç- bir üstünlüğü yoktur."4

İslâm dininin iki ana gayesi vardır. Birisi tek olan, eşi ve dengi bulunmayan Allah'a inanmak ve yalnız O'na ibadet etmek, diğeri de Allah'ın bütün yaratıklarına iyi davranmaktır.

İslâm, bütün yaratıklara, özellikle en üstün yaratık olan insana şefkat ve merhamet göstermeyi bir esas olarak kabul etmiştir. Bunun içindir ki, bu dini tebliğ etmek üzere gönderilen son Peygamber Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem'i ilk tanıyan ve etrafında ilk toplananların çoğunluğunu hakları ellerinden alınmış, toplum içinde hor ve hakir görülmüş insanlar oluşturmuştur. Bunlar, İslâm dininin insanlar arasında ayırım yapmadığını görünce hemen onu kabul edip müslüman olmuşlardı. Nitekim Ebû Süfyan müslüman olmadan önce ticaret maksadı ile Şam'a gitmişti. Rum Kayseri Hırakl onu davet etmiş ve Peygamberimizle ilgili kendisine bazı sorular sormuştu. Bu sorulardan birisi de şöyle idi:

– Peygamber olduğunu söyleyen kimseye uyanlar genelde halkın ileri gelenleri mi yoksa zayıf olanları mı? Ebu Süfyan bu soruya şu cevabı verdi:

– Ona uyanlar halkın ileri gelenleri değil, halkın zayıf olanlarıdır. Bunun üzerine,Hırakl:

– Peygamberlere ilk önce uyanlar da zaten onlardır, dedi.5 Toplumun zayıf olan kesiminin müslümanlığı kabul edip Peygamberimizin etrafında toplandıklarını gören ileri gelenler, rahatsız olmaya başlamışlardı. Onlar da müslüman olmak istiyor, ancak yoksullarla birlikte oturmayı bir türlü hazmedemiyorlardı. Bunun için Peygamberimize gelerek şu teklifte bulundular: Size uymak istiyoruz, ancak yoksullarla beraber aynı mecliste oturmak istemiyoruz. Bunun için bize yoksulların katılmayacağı bir meclis tahsis ediniz" dediler. Müslüman olmalarını çok arzu eden Peygamberimiz de onların bu teklifleri üzerinde düşünüyordu ki, Allah Teâlâ ona şu âyeti indirdi:


"Sabah akşam Rablerine O'nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye değer verme."6

İşte inen bu âyetler, toplum ferdleri arasında sosyal bir ayırım gözetmeden, Allah'ın âyetlerini herkese okumasını, zenginleri kabul edip yoksulları ihmal etmemesini Peygamberimize emretmiştir.

Cehâlet devrinin yetiştirdiği adamlardı bunlar. Onlara göre yoksullar ve köleler adam sayılmazdı. Onlarla nasıl bir mecliste beraber oturacaklar, sevişip kaynaşacaklardı, bu olacak şey değildi. Onların bu anlayışta olduklarını gösteren bir başka örnek de şudur: Peygamberimiz Mekke'yi fethettiği zaman Hz. Bilâl'e Kâbe'nin üzerine çıkarak ezan okumasını emretti. Hz. Bilâl, bu emri alır almaz hemen Kâbe'nin üzerine çıktı ve ezan okumaya başladı. Kureyş kabilesi ileri gelenleri bunu hayretle seyrediyorlardı. Birisi Hâris b. Hişam'a dönerek: “Görmüyor musun, bu siyah köle nereye çıktı?" dedi7 Bunu bir türlü kabul edemiyordu, nasıl olur da bir siyah köle Kâbe gibi mukaddes bir mekânın üzerine çıkar. Kendisi ile bir kölenin eşit olamayacağını düşünüyordu. Halbuki Hz. Bilâl, kendisine tevdi edilen bir görevi ifa ediyordu. Bunun fakirlikle kölelikle bir ilgisi yoktu. Bunda sadece ehliyet aranır. Bu görev, onu en iyi bir şekilde yapabilecek kimseye verilir. Peygamberimiz de öyle yaptı, sesi güzel ve bütün samimiyeti ile İslâm'a inanmış ve her yönü ile güvenilir bulunan Hz. Bilâl'i seçmişti.

Değerli kardeşlerim, İslâm dini insan haklarına büyük önem vermiştir. Kur'an-ı Kerim'e ve Peygamberimizin sünnetine bakıldığı zaman insan hakları ile ilgili emir ve tavsiyeler görülecektir.

İslâm dini "Haklar"ı iki kısma ayırıyor. Bunlardan birisi ve birincisi Allah hakkıdır, diğeri de insan haklarıdır. Peygamberimiz insan haklarına büyük değer verirdi. Müslüman'ın, insan hakkı üzerinde olduğu halde Allah'ın huzuruna çıkmamasını daima öğütlerdi. Hatta O,namazını kıldırmak üzere, bir cenazeye davet edildiği zaman, ölünün kul borcu olup olmadığını sorardı. Borcu olduğu kendisine bildirilince borcunu karşılayacak bir mal veya para bırakmışsa namazını kılar; borcunu karşılayacak bir şey bırakmadığı bildirilince kendisi bu cenazenin namazını kılmak istemezdi. Bunun sebebi, borçlu ölüp borcunu karşılayacak bir şey bırakmamış olan kimsenin cenaze namazının kılınmayacağı için değil, arkadaşlarından zengin olanların, Peygamber namazını kılmıyor diye ona acıyarak bıraktığı borcu ödemelerini teşvik etmek ve böylece onun, kul borcu ile Allah'ın huzuruna çıkmamasını sağlamaktı. Nitekim şu rivâyet bunun çarpıcı bir örneğidir:

Seleme İbn-i Ekva (r.a.) anlatıyor: Bir defasında Peygamberimizle birlikte oturuyorduk. Bir cenaze getirildi. Cenaze sahipleri:

– Ey Allah'ın Resûlü, cenazemiz var, namazını kıldırır mısınız? dediler. Peygamberimiz:

– Ölünün üzerinde bir borç var mıdır? diye sordu. Cenaze sahipleri.

– Hayır, borcu yoktur, diye cevap verdiler. Peygamberimiz:

– Bir dünyalık bıraktı mı? diye sordu. Onlar:

– Hayır, bir şey bırakmadı, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz cenaze üzerine namaz kıldı. Başka bir zaman bir başka cenaze getirilmişti. Cenaze sahipleri Peygamberimizden cenazelerine namaz kıldırmasını rica ettiler. Peygamberimiz:

– Ölünün üzerinde borç var mı? diye sordu. Onlar:

– Evet, var, dediler. Peygamberimiz:

– Bir dünyalık bıraktı mı? diye sordu. Onlar:

– Üç dinar bıraktı, dediler. Peygamberimiz bunun da namazını kıldı. Sonra üçüncü bir cenaze getirildi ve:

– Ey Allah'ın Resûlü, cenazemiz var, namazını kılsanız, dediler.

Peygamberimiz yine sordu:

– Ölü bir dünyalık bıraktı mı?

– Hayır, bırakmadı, dediler. Peygamberimiz:

– Ölünün borcu var mı? diye sordu. Cenaze sahipleri:

– Evet, üç dinar borcu var, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz:

– Haydi, cenazenizin namazını kılın, buyurdu (da kendileri kılmak istemedi). Bunun üzerine Ebû Katade adındaki sahabi:

Ey Allah'ın Resûlü, cenazenin namazını kılınız, borcu benim üzerimedir, (yani borcunu ben ödeyeceğim) diyerek kefil oldu. Bunun üzerine Peygamberimiz bu cenazenin de namazını kıldı."8

Dârekutnî'nin rivayetine göre, Hz. Ali diyor ki: ''Bir cenaze namazı kılınmak için getirildiğinde Peygamberimizin adeti, ölünün geçmiş hayatının hiçbir safhasından sormaz, yalnız onun borcu var mıdır? derdi."9

Ebû Hureyre (r.a.) diyor ki: Peygamberimizin, borçlunun cenaze namazını kılmaması İslâm'ın ilk günlerinde olmuştur. Allah Teâlâ Peygamberimize fetihler nasip edip hazine zenginleşince, üzerinde kul borcu olup vefat edenlerin borçları Peygamberimiz tarafından ödenerek namazları kılınmıştır. Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur.


“Ben, müminlere kendilerinden daha yakınım. Herhangi bir mümin ölürken borç bırakır (ve onu ödeyecek bir mal veya para bırakmaz) sa onu ödemek bana aittir. Mal bırakırsa o da veresesinindir."10

Görülüyor ki, Peygamberimiz bir müminin borçlu olarak Allah'ın huzuruna gitmesini istemiyor. Naklettiğimiz sahih rivayetler, Peygamberimizin bu konuda ne kadar hassas olduğunu gösteriyor.

Peygamberimizin: "Ölünün borcu var mıdır?" diye sorduğu borç, ödemek niyetiyle yapıp da ödeyemeden ölen kimsenin borcudur. Yoksa, hırsızlık, sahtekârlık, hile, haksızlık ve rüşvet gibi meşrû olmayan yollarla üzerine aldığı kul borçları değildir. Bunlar, sadece bir borç değil, aynı zamanda suç ve günahtır. Allah'ın yüce huzurunda hesap verilirken, kul hakları sahiplerine mutlaka ödenecek, suç olanlarına da ayrıca ceza verilecektir.

Peygamberimizin şu uyarısı ne kadar düşündürücüdür:



“Kıyamet gününde mutlaka haklar sahiplerine verilecektir. Hatta boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun öcü bile alınacaktır."11

Peygamberimizin verdiği örnekten anlıyoruz ki, bu konuda hiç kimseye haksızlık yapılmayacak ve hiç kimsenin hakkı örtbas edilmeyecektir.

Evet değerli kardeşlerim, hiç kimsenin bu dünyada yaptığı yanında kalmayacak, bir gün Mevlâ'nın huzurunda sorgulanacaktır.

Bu konuda Kur'an-ı Kerim'den başka pek çok hadisi şerif de vardır. İşte bu hadisi şeriflerden bir tanesi:


Ashab-ı kiram'dan Ebû Hureyre (r.a.)anlatıyor: Peygamberimiz:

– Müflis (iflas etmiş) kimdir, bilir misiniz?diye sordu. Orada bulunanlar:

– Bize göre müflis, parası ve malı kalmayan kimsedir, dediler. Peygamberimiz:

– Benim ümmetimden iflas etmiş olan o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz ve zekât ile (yani bu ibadetleri yapmış olarak) gelir. Fakat şuna sövmüş, şuna iftira etmiş, şunun malını yemiş, bunun kanını dökmüş ve şunu dövmüş, bundan dolayı onun iyiliklerinden sözü geçenlerin her birine verilir. Üzerindeki kul hakları ödenmeden iyilikleri tükenirse hak sahiplerinin günahları o kimseye yükletilir, sonra o kimse cehenneme atılır. (işte gerçekten iflas etmiş bu kimsedir.)12

Bu hadisi şerif, insan haklarının ne kadar önem taşıdığını, insan haklarına saygı duymayan kimsenin, kıyamet gününde dünyada kazanmış olduğu iyilikleri de kaybederek çok kötü duruma düşeceğini açık bir şekilde ifade etmektedir.

Bu konuda Peygamberimizin bir başka uyarısı da şudur:


İbn-i Mesûd el-Ensârî (r.a.) anlatıyor: ben uşağımı kamçı ile dövüyordum. Arkamdan ''Ey Ebâ Mesûd, sen bil ki," diye bir ses duydum. Öfkeli olduğum için bu sesin ne olduğunu anlayamadım. Bana yaklaşınca bir de baktım ki, Peygamberimiz: ''Ey Ebâ Mesûd, iyi bil ki senin bu uşağa karşı gücünden, Allah'ın senin üzerinde ki gücü daha büyüktür" buyurdu. Ben de (bu yaptığım suçu ortadan kaldırsın diye) Bu köle Allah rızası için hürdür" dedim ve köleyi âzâd ettim. Peygamberimiz: ''Sen bu köleyi azat etmeseydin seni cehennem ateşi yakardı"13 buyurdu.

İnsan haklarının önemini belirten bu âyet-i kerime ve hadisi şerifleri naklettikten sonra, biraz da insan haklarının önemli olanlarından söz edelim.

İnsan hakları deyince akla ilk gelen hayat hakkıdır. Diğer haklar bundan sonra gelir. Herkes yaşama hakkına sahiptir. İnsanı bu haktan ne kendisinin ne de başkasının mahrum etme yetkisi yoktur.

Bunun için dinimiz, haksız yere cana kıymayı en büyük günahlardan saymıştır. Kur'an-ı Kerim'de:


"Her kim, bir cinayet işlememiş, kimseyi öldürmemiş ve yeryüzünde fesat çıkarmamış olan bir kişiyi öldürürse sanki bütün halkı öldürmüştür. Her kimde bir kimsenin yaşamasına sebep olursa bütün insanları ihya etmiş gibi olur"14 buyurulmuş ve hayat hakkının önemine dikkat çekilmiştir. Bu hakkı başkasına tanımayan kimse sanki bütün insanları öldürmüştür.


Ebû Said (r.a.) anlatıyor:

Peygamberimiz meşhur veda haccı hutbesinde şöyle buyurmuştur: “Ey insanlar, bilmiş olunuz ki, günlerin en mukaddesi şu bayram gününüz, ayların en mukaddesi, şu Zilhicce ayınız, şehirlerin en mukaddesi de şu Mekke şehrinizdir.

Bilmiş olunuz ki, şu Zilhicce ayınızda, şu Mekke şehrinizde şu bayram gününüz nasıl mukaddes ise (bayram günü Mekke'de günah işlemek nasıl ağır bir suç ise) şüphesiz kanlarınız ve mallarınız da size haramdır. (yani birbirinizin kanını akıtmanız ve haksız yere birbirinizin malını yemeniz de her zaman ve her yerde büyük günahtır.)"15

Bir başka hadisi şerifte Peygamberimiz:


“Şüphesiz dünyanın yok olması, Allah katında haksız yere bir müslüman olan kimsenin öldürülmesinden daha ehvendir."16

Değerli kardeşlerim, yaşama hakkı bir temel haktır. Bu hakkı insana Allah Teâlâ vermiş, O'ndan başka hiç kimsenin bu haktan onu mahrum etmeye yetkisi ve hakkı yoktur. Buna kalkışan kimse yani başkasının hayatına son veren kimse büyük günah işlemiş ve Allah'ın azabını hak etmiş olur. Nitekim Allah Teâlâ.


“Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır"17 buyurmuştur.

Esasen Kur'an-ı Kerim, yanlışlıkla olması dışında bir müminin bir mümini öldüremeyeceğini bildirmiştir.18

İnsan kıyamet günü kul haklarından sorgulanırken ilk hesabını vereceği adam öldürme günahıdır. Nitekim Peygamberimiz:

“Kıyamet günü insanlar arasında ilk görülecek dava kan davasıdır"19 buyurmuştur.

Bir insanın başkasını haksız yere öldürmesi büyük günah olduğu gibi, kendi hayatına kıyması yani intihar etmesi de büyük günahtır. Çünkü hiç kimse kendi hayatı ile ilgili bir tasarrufta bulunmaya yetkili kılınmamıştır.

Esasen dinimizin beş ana hedefi vardır. Bunlardan birisi de insanın kendi hayatını korumasıdır. Bunun için, insanın kendi hayatını koruması uğrunda öldürülmesi halinde şehit olacağı Peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.

Peygamberimiz, kendi hayatlarına kıyanların ahirette görecekleri azabı şöyle haber vermiştir.:


“Her kim bir dağdan (yüksek bir yerden) kendisini aşağıya atıp öldürürse, cehennem ateşinde sonsuz ve devamlı olarak kendisini yüksekten aşağıya bırakan (bir halde azap olunur.) bir kimse de zehir içerek canına kıyarsa zehiri elinde içer bir halde sonsuz ve devamlı bir surette cehennem ateşinde azap olunacaktır. Her kim de kendisini bir demir parçası ile öldürürse o da bıçağı elinde karnına vurarak sonsuz ve devamlı bir şekilde cehennemde azap olunacaktır."20

Değerli kardeşlerim, herkesin mülk edinme hakkı vardır. Hiç kimse bir başkasının malına dokunmaya ,malını elinden almaya yetkili değildir. Bunun için dinimiz hırsızlığı, dolandırıcılığı, yağmacılığı ve çapulculuğu yasaklamış, bu yollarla elde edilecek malın helâl olmayacağını bildirmiştir. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:

"Ey müminler, aranızda karşılıklı rızaya dayanan ticaret hali olması müstesna, mallarınızı batıl (haksız ve haram yollar) ile yemeyin ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size merhamet eder.''21

İnanmış olan ve bir gün Allah'ın huzurunda hesap vereceği gerçeğini göz önünde bulunduran insan, hiç kimsenin malına haksız yere el uzatmaz. Tarlada, bağda ve bahçede komşularının sınırına tecavüz etmez. Bakınız Peygamberimiz ne buyuruyor:

“Kim, haksız olarak başkasına ait yerden bir şey alırsa, kıyamet gününde hakkı olmadığı halde aldığı yer ile yedi kat yere batırılır."22

Kişilerin mülkiyetinde olan mal ve topraktan haksız yere bir şey almak nasıl günah ise kamuya ait mal ve topraktan bir şey almak da aynı şekilde günahtır. Çünkü bunda top yekûn milletin ve tüyü bitmemiş yetimlerin hakkı vardır.

Kadın hakları da önemli insan haklarından birisidir. Tarih boyunca kadınlar haklarından mahrum edilmiş, hor ve hakir görülmüşlerdir. İslâmiyet'ten önce kadınlar insan sayılmıyor, bir eşya gibi alınıp satılıyorlardı. Hatta kız çocuklarını anne ve babaları diri diri toprağa gömüyor, bundan hiçbir rahatsızlık duymuyorlardı. Kadını ilk defa toplum içindeki bu kötü durumundan kurtaran ve ona değer veren, mülkiyet hakkı tanıyan İslâmiyet olmuştur. Peygamberimiz vedâ haccında ki hutbesinde önemine binaen kadın haklarına da değinmiş ve:

"Ey insanlar, kadınlar hakkında Allah'tan korkun. Çünkü siz onları Allah emaneti olarak aldınız ve onları Allah'ın kelimesi ile kendinize helâl kıldınız. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır"23 buyurmuştur.

Erkekler Allah'ın kulları olduğu gibi kadınlar da Allah'ın kullarıdır. Erkekler iyi iş yaptıklarında Allah onları mükafatlandıracağı gibi kadınlar da iyi şeyler yaptıklarında onları da Allah Teâlâ mükafatlandıracaktır. Allah, erkek olsun kadın olsun, kendinden korkan ve O'na itaat edene değer verir.Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:


"Erkek veya kadın, inanmış olarak kim iyi iş yaparsa onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız ve mükafatlarını, yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz."24

Görülüyor ki, Allah Teâlâ katında değer ölçüsü takvadır. 0, güzel işe değer verir. Bu güzel işi kim yaparsa -ister kadın, ister erkek olsun- onu, yaptıklarından daha güzel bir mükafatla mükafatlandıracaktır.

Değerli müminler, İslâmiyette din ve vicdan özgürlüğünün de temel insan hakları arasında önemli bir yeri vardır. Kur'an-ı Kerim'de:

"Dinde zorlama yoktur"25 buyurulmuştur. Dinde zorlama olmayınca, bir inancı -İslâmiyet de olsa- insanlara zorla kabul ettirmek veya inandıklarından onları vaz geçirmek doğru olmaz ve esasen bu, mümkün de değildir. Peygamberlerin, görevlerinin sadece tebliğden ibaret olması, bunun en güzel ifadesidir. Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:

“(Ey Muhammed) Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?”26

Başka bir âyet de şöyledir:

“Ey Muhammed, öğüt ver, çünkü sen öğüt vericisin, onların üzerinde bir zorba değilsin"27

Âyet-i kerimeler, konuyu ne güzel açıklıyor; bir kimseye bir düşünceyi kabul ettirmenin veya düşüncesinden onu vaz geçirmenin ancak telkin ile olacağı bildiriliyor.

İşte değerli kardeşlerim, dinimizin insan haklarına verdiği önem. Buna kulak vermeli, dinimizin emir ve tavsiyelerine uyarak üzerimize kul hakkı almamalıyız.

Allah Teâlâ'dan, bizi razı olacağı davranışlara muvaffak kılmasını diliyoruz. Âmin.

Cenaze sahiplerine Taziye mesajlarınız...

Ad,Soyad:

E-mail:

Mesaj:

ELİ ÖPÜLESİ ANALAR BABALAR, HATIRI VAR OLASI AKRABALAR.

Şairini bilmediğim bir şiir geçti elime. İlk dinlediğimde çok düşündürdü beni. Acaba ne kadar iyi bir evlat olabiliyorum diye sordum kendi kendime. Bilirsiniz, cenaze evlerinde ağlaşır durur insanlar. Biz biliriz ki ateş düştüğü yeri yakar.
Kolay mı, bir daha asla göremeyeceksindir sevdiğin ananı, babanı, kocanı Yıllarca aynı yastığa baş koyduğun eşini. "Ölen her kiminse bir daha ona seslenemeyeceksin, elinden öpemeyecek, dizinde ağlayamayacaksındır. Hiç kolay değil elbet, bunları kabul etmek. Ama bir de ilişkin iyi değilse ölen kişiyle, o hayattayken üzerine düşenleri yapmadıysan vay haline.

Lütfen Anne Babanıza Ailenize Akrabanıza iyi bakın ve onları incitmeden Yaşamınıza devam etmeye çalışın. Uzaklardaysanız sizden Çok şey istemezler sadece bir telefonunuz hal ve hatırlarını almanız dahi bir nebze olsun yeter.

HOR GÖRME ANAYI BABAYI

Hor görme anayı babayı sakın,
Boş yere ağlama ,öldükten sonra
 Anaya, babaya sağ iken bakın
Boş yere üzülme, öldükten sonra

İncittin onları yaşarken lakin
 Yanında olmadın onlara yakın
 Sel gibi gözyaşın döküyor bakın
 Ne yara mendille sildikten sonra

Oğlan kız everdi, düğünler yaptı
Borçlandım diye nal, davar sattı
Kazancına ortak malına kattı
 Ne yarar mirası yedikten sonra

Hanımdan korktun, eve almadın
Bayramdan bayrama hatır sormadın
Yavrum diyen sese layık olmadın
Unuttun onları düğünden sonra

Duydum ki "babamız öldü" dediler
Toplandı komşular, dostlar geldiler
 Allah'a yakarıp dua ettiler
 Sen niye geldin ki, öldükten sonra

Gelin canlar dostlar, şöyle oturun
 Beşyüz pide, beşyüz ayran getirin
Helal olsun dostlar, yiyin, bitirin
 Elalem gerçeği bildikten sonra

Yaşarken vermedi, ölünce yedir
 Düğün mü bayram mı, bu yemek nedir?
 Bir Kuran okut, bin de Amin dedirt
 Ne yazar mezara girdikten sonra?
 

CENAZE İLE ALAKALI HADİSLER:

__1__
mmü Atiye (r.ah.) şöyle bildirmiştir:
Resulüllah (a.s.) biz kadınlardan biatle birlikte ölüye saç-baş yolarak ağlamayacağımıza dair söz almıştı. Beş kadından başka bizden hiçbir kadın sözünde durmadı. (Bu beş kadın): mmü Süleym, mmü'l-Ala, Muaz'ın karısı olan Ebu Sebre kızı, yahut Ebu Sebre kızı ve Muaz'ın karısı.

__2__
Ebu Hureyre'nin (r.a.) bildirdiğine göre:
Hz. Peygamber (a.s.): "Cenazeyi (itidal ile) süratlice naklediniz. Eğer bu ölü iyi bir kişi ise bu bir hayırdır. (muhtemelen dedi ki) onu (bir an evvel kabirdeki) hayır ve sevabına ulaştırmış olursunuz. Eğer bu cenaze iyi bir kişi değilse bu da bir şerdir. (Bir an evvel) o şerri omuzlarınızdan atmış bulunursunuz."

__3__
Hz. Peygamber'in (a.s.) azatlısı Sevban'ın (r.a.) naklettiğine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Kim bir cenaze namazı kılarsa onun için bir kırat (sevap) vardır. Eğer defninde de hazır bulunursa iki kırat olur. Bir kırat Uhud (dağı) kadardır" buyurmuştur.

__4__
Âmir b. Rabîa'nın (r.a.) rivayetine göre:
Allah Resulü (a.s.): "Bir cenaze gördüğünüzde cenaze sizi geride bırakana yahut, cenaze (omuzlardan yere veya kabre) konuluncaya kadar ayağa kalkınız" buyurmuştur

CENAZE NAMAZI NASIL KILINIR:

Cenâzeye karşı ve kıbleye yönelik saf bağlanır ve niyet edilir.

İmam ve cemaat tekbir alarak ellerini bağlarlar.

Tekbirden sonra imam ve cemaat içlerinden, ve celle senâüke cümlesiyle birlikte Sübhaneke duasını okurlar.
Ardından imam ellerini kaldırmadan tekbir alır,

Cemaat da içinden tekbir alır ve içlerinden Salli ve Barik dualarını okur.
Tekrar aynı şekilde tekbir alırlar ve bilenler cenâze duasını, bilmeyenler de, dua niyetiyle Fatiha suresini okur.
Son olarak aynı şekilde tekbir alınır ve arkasından sağa ve sola selam verilir.