YEŞİLİN ORTASINDA

                                                                       YAŞAMIN İÇİNDE

                        KAPLICA VE TATİL KEYFİNİZİ BİRARADA YAŞAYIN...

Anasayfa

 

Önceki Sayfa

www.ciftehan.com


   

***Romatizma ,Eklem Kireçlenmesi,Siyatik,Bel Fıtığı.
 

Romatizma kas, kiriş, mafsal, kemik ve sinirlerde görülen, kuvvetsizlik ve ağrıya neden olan hastalıkların tümüne verilen addır. Birçok karışıklıklara neden olduğu için romatizma hastalığı yerine romatizmal hastalıklar demek daha doğrudur. Romatizma deyimi tıpta sayıları 50’ yi aşan bir dizi hastalığın ortak adıdır.

Bu hastalık veremden, diyabetten ya da kanserden on misli daha sık görülen, çok yaygın ve kronik bir hastalıktır. Günümüzde otoimmün hastalıklar arasında kabul edilmektedir.

Romatizmanın en çok görülen biçimi, romatoid artrittir. Öteki çeşitleri, mafsal hastalıkları, spondilitis, sinir iltihabı, bursitis, lif iltihabı, miyositis, lumbago, siyatik ve nikris gibi isimler alırlar. Bunlar, kırk yaşın yukarısındakileri etkileyen belli başlı hastalıklardır.

Ateşli romatizma ise 5-15 yaş arası çocuklarda görülür, en ziyade kalbi tutar ama aslında bir enfeksiyon hastalığıdır. Yapılacak laboratuar testlerinden antisroptolizin-O (ASO veya ASTO) reaksiyonu, çocuğun streptokok enfeksiyonu geçirip geçirmediği anlamaya yardımcı olmaktadır.

Diğer bir çeşit romatizma da ankilozan spondilit denen, omurga eklemlerini tutan bir hastalıktır. % 90 erkeklerde görülür. İltihaplı romatizmal hastalıklar arasında, romatoit artrit’ten sonra, en sık görülendir. Hastalık, kalça kemikleriyle sağrı kemikleri arasındaki eklemlerde başlar. Ağrılar giderek şiddetlenir. Bele, bacaklara, sırta yayılır. Ağrılar, günün erken ve geç saatlerinde şiddetlenir. Diğer zamanlarda ağrı azalsa da küçük bir sarsıntı, merdiven inip çıkma, otobüse inip binme, hastaya ağrılarını hatırlatır. Başlangıç döneminde,gözlerde kızarma, topukların arka bölümlerinde ağrı, peniste akıntı olabilir. En sık tutulma yaşı, 20-30 arası olmakla birlikte, çocuklar ve yaşlılar da hastalanabilirler.



Eklem dışı bir romatizma olarak da bilinen yumuşak doku romatizması; yumuşak dokulara yerleşir. Bu dokular; kaslar, kasların tendonları, tendon kılıfları, yağ ve bağdokuları gibi, yumuşak dokulardır. En tipik belirtisi, oluştuğu yerdeki ağrılardır. Kadınlarda daha sık rastlanır. Tek yanlı aşırı zorlamalar, soğuk esinti, omurgadaki duruş hataları, yumuşak doku romatizmasının başlıca nedenidir. Bademcik, sinüzit, safra kesesi, yumurtalık iltihapları, yumuşak dokulardaki ağrılara neden olur. Yumuşak doku romatizmasının en çok görülen nedenlerinden biri de; ruhsal gerginliktir. İnatçı omuz, baş, sırt, bel ve eklem ağrılarının arkasında, ruhsal sorunlar gizlidir.

Romatizmal hastalıkların sistemik olan diğer şekilleri kollajen doku hastalıkları ( sistemik lupus eritematosus, skleroderma, dermatomyositis, periarteritis, nodoza vb.) ayrılmakla beraber eklem ağrıları bakımından romatizmaya benzerler.

 

Daha fazla bilgi için TIKLAYIN...

Eklem kireçlenmesi
Yaşlılığa bağlı olarak artıyor ve yaşam kalitesini bozuyor.
 

25-34 yaş arasında binde 1 olan eklem kireçlenmesi görülme oranı 65 yaş sonrasında yüzde 80’e çıkıyor. Eklem kireçlenmesinde yaşlılığın yanı sıra, travmalar, raşitizm, şişmanlık, eklemlerdeki kırık ve çıkıklar etkili faktörler olarak kabul ediliyor. Eklemlerdeki ağrı ve şişlikle ortaya çıkan eklem kireçlenmesi ilaçlar ve fizik tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabiliyor.

Kireçlenme ya da tıbbi adıyla osteartrit en sık görülen eklem hastalığı olarak kabul ediliyor. Doğal yaşlanma sürecinde eklem kıkırdağının etkilenmesiyle gelişen kireçlenme, ağrı ve eklemlerde hareket güçlüğüne neden oluşturuyor.40 yaşından sonra daha sık görülen kireçlenme, boyun, sırt, bel omurgası, diz, kalça ve parmak eklemlerini etkiliyor.
Acıbadem Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nde görev yapan Prof. Dr. Sabri Narman, yaşlanmaya bağlı olarak eklem kireçlenmesinin görülme sıklığının arttığını söylüyor.
25-34 yaş arasında binde 1 olan eklem kireçlenmesi görülme oranı 65 yaş sonrasında yüzde 80’e çıkıyor. Eklem kireçlenmesinin en önemli belirtisi olan ağrının hareketle arttığını, istirahatle azaldığını söyleyen Prof. Dr. Narman, özellikle sabahları kısa süren tutukluklar görülebileceğini belirtiyor.
 

İKİ AYRI TİPİ VAR

Romatizmal hastalıklardan biri olan eklem kireçlenmesi kendi içinde de iki ayrı başlık altında değerlendiriliyor: Primer eklem kireçlenmesi ve sekonder eklem kireçlenmesi.
Prof. Dr. Sabri Narman’ın verdiği bilgiye göre birinci tip eklem kireçlenmelerinin kesin nedeni belli değil. Ancak araştırmalar kadınlarda erkeklere oranla 2.6 kat daha sık gözlendiğini ortaya koyuyor. “Bütün bunlar göz önüne alındığında genetik, yaş, cinsiyet ve çevre faktörlerinin eklem kireçlenmesine zemin hazırladığı söylenebilir. Sekonder eklem kireçlenmesinde ise sebep genel olarak bellidir.
Bunlar; omurga eğriliği gibi anatomik bozukluklar, raşitizm gibi metabolik kemik hastalıklarıdır. Ayrıca bel fıtığı, travmalardan sonra eklemlerdeki kırık ve çıkıklar da eklem kireçlenmesine zemin oluşturabilir.
 

YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ

Sağlık alanındaki gelişmeler sürerken bir yandan da yaşam kalitesi gibi kavramlar ön plana çıkıyor. Eklem kireçlenmesi ise yaşam kalitesini etkileyen en önemli hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Hastalığın neden olduğu ağrı, günlük aktivitelerin yerine getirilmesini zorlaştırıyor. Günlük aktivitelerin yapılmasının gittikçe zorlaşması ve yaşam şartlarını bu kısır döngü içerisinde sürdürülmesinin sakatlığa neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Sabri Narman, “Tedavi edilmemiş veya zamanında önlemi alınmamış eklem kireçlenmesinin yaşam kalitesini negatif yönde etkileyeceği kaçınılmazdır diyor.
 

İLAÇLARIN ETKİSİ

Eklem kireçlenmesinde ilaç tedavisi varolan şikayetlerin giderilmesine yönelik olarak uygulanıyor. Hastalığın tamamen ortadan kalkması ne yazık ki, şu anki tedavi yöntemleriyle mümkün değil. Prof. Dr. Sabri Narman, ilaçların hastalık üzerindeki etkisiyle ilgili şunları söylüyor:

“İlaçlar hastalığın tamamen ortadan kalkmasını sağlayamaz. İlaçlar, eklemdeki ağrıların, şişliklerin, iltihabi reaksiyonların ve eklem tutukluklarının azaltılması veya giderilmesini sağlayarak günlük aktivitelerin optimal düzeye çıkartılmasına yardımcı etmenlerdir. Yeni geliştilen ilaçlar iki türlüdür: Birincisi midede ve bağırsaklarda minumum yan etkiye sahip ve şişliği gideren celekoksib ve refekoksib etken maddeli ilaçlardır.

Bu ilaçların tedavi açısından üstünlükleri mide-bağırsak sistemlerini üzerindeki yan etkilerinin az olmasından öteye gitmez. İkinci grup ise horoz ibiği ve dana kıkırdak özünden elde edilen ve eklem kıkırdağının yapısındaki maddelere benzer maddeleri içeren ilaçlardır. Bunlar doğrudan aralıklı olarak bozulan eklem içine verilerek fayda sağlanmaya çalışılmaktadır. Yapılan araştırmalar bu grup ilaçların tedavi değerlerinin ne olabileceği hakkında kesin bilgi vermemektedir. Tek faydalı tarafı daralmış eklem aralığına verilen bu maddelerin kısmen eklem aralığını genişletmesi ve ekleme binen yüklerin azaltılmasına yardımcı olmalarıdır.

 

FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYON

Eklem kireçlenmesi tedavisinde ilaçlardan sonra en fazla yarar sağlanılan yöntemler ise fizik tedavi ve egzersiz. Fizik tedaviyi hem zararsız, hem de faydalı bir yöntem olarak tanımlayan Prof. Dr. Sabri Narman, şunları söylüyor:

Buradaki amaç lokal veya genel ısı ile eklem kanlanmasını artırmak, dokuların beslenmesini sağlamak, tutuklukları gidermek ve eklem hareketini kontrol eden kasların kuvvetlendirilmesine olanak sağlamaktır. Ayrıca vücuda zarar vermeden ağrı faktörünü azaltmaya veya ortadan kaldırmaya imkan verir. Tedavisinde egzersizin önemi büyüktür. İyi hareketin yapılabilmesi için kas kuvvetine, kabiliyete ve eklem stabilitesine ihtiyaç vardır.
Bu durum şahısların kas kuvvetlerinin ve eklem hareketlerinin değerleri saptanarak, potansiyellerine göre uygun ve yeterli egzersiz programı uygulamakla mümkün olabilmektedir.
 

Siyatik: Dördüncü ve beşinci bel omurları arasından çıkan, buradan topuklara kadar uzanan "siyatik" adı verilen sinirde görülen ağrılı bir hastalıktır. Siyatik ağrısı kendisini iki şekilde belli eder: Ya devamlı hafif bir ağrıdır ya da arada bir gelen şiddetli ağrıdır. Ağrılar, siyatik siniri boyunca, kalçadan topuğa kadar uzanır.

Siyatik ağrısı, bazen "bel fıtığı" ile karıştırılmaktadır. Ağrının siyatik sinirinden kaynaklandığını anlamak için hasta sırt üstü yatırılır. Bacak gergin bir halde iken yavaş yavaş yukarı kaldırılır. Bu sırada uyluğun arka yüzünde bacağa hatta ayağa kadar uzanan kasıntılı bir ağrı duyuluyor ise siyatik şüphesi kesinleşir. Bacak ne kadar yukarı kaldırılırsa, ağrı o derece şiddetli olur.
Sebepleri:

Siyatiğin çok çeşitli sebepleri vardır. Başlıcalarını şöyle sıralayabiliriz:

*Omurga kireçlenmesi
*Omurga tümörleri
*Disk fıtıkları
*Omurga tüberkülozu(konjenital)
*Doğumdan gelen bazı rahatsızlıklar
*Omurganın alt kısımlarında meydana gelen kırık, çıkık ve zedelenmeler
*Leğen kemiklerinde veya bu bölgeye yakın organlarda hasarlanmalar
*Gut, şeker hastalığı, bazı sinir tahriş edici ilaçların siyatik siniri çevresine enjekte edilmesi
*Bazı iç organ tümörleri
 

Ne Yapmalı? *Uygulanacak tedavi şekli, siyatik sinirini etkileyen asıl faktörün ortaya çıkarılmasından sonra tesbit edilir.
*Tedavinin ilk dönemlerinde ağrı kesici ilaçlar ve yatak istirahati verilir.
*Daha sonra sıcak banyolar, kaplıca kürleri, masaj ve fizik tedavi usulleri tatbik edilir.

 

Bel Fıtığı ( Disk Hernisi )
Bel ağrısı son derece yaygındır ve insanların tıbbi yardım araştırdıkları ikinci en sık nedendir. Bel ağrısından şikayet eden hastaların sayıca çokluğuna karşın hastaların yalnızca % 1 inde siyatik ağrısı tarzında şikayetler ve % 1-3 ünde bel fıtığı ( lomber disk herniasyonu ) vardır. Siyatik, bel fıtığı için öylesine tipik bir göstergedir ki, siyatik ağrısı olmaksızın klinik olarak anlamlı bir disk herniasyonu ihtimali çok düşüktür. Ancak bunun istisnaları vardır, idrar kaçırma ve bacaklarda kuvvetsizlik gibi bulgularla ani olarak ortaya çıkan Cauda Sendromu bu istisnalardan bir tanesidir. İstisnalardan bir diğeri spinal stenoz adı verilen omurilik kanalının normal
Genel Bilgiler ve Terimler

Lomber ( bel ) bölgede 5 adet omur vardır, bunlar tıbbi terminolojide kolaylık olması için L1 den L5 e kadar numaralandırılarak ifade edilirler. Örneğin L4 - L5 kısaltmasıyla 4. ve 5. bel omuru kastedilmektedir. Bel ağrısı çeken ya da bel fıtığı teşhis edilen hastaların ve yakınlarının, sık sık duyduğu, doktorunuzun kullandığı ve de MR / BT raporlarında çok sık karşılaştığınız bazı terimlerin karşılıklarını, aydınlatıcı olması amacıyla konunun başında aşağıdaki satırlarda bulacaksınız.

Lomber Bölge : Bel bölgesi
Lumbo-Sakral Bölge : Kuyruk sokumu-bel bölgesi
Sakrum : Kuyruk sokumu kemiği
Sakro-İliak Eklem : Kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemiğinin yapmış olduğu eklem ( Sağ ve solda olmak üzere her iki tarafta da vardır. )
Lumbago : Bel ağrısı
Lumbosiyatalji : Belden bacağın arka kısmına siyatik sinir boyunca yayılan ağrı.
Disk Herni : Bel fıtığı
Skolyoz : Omurganın yanlara doğru çarpıklığı, eğriliği
Lordoz : Omurganın konveksliği öne bakan kavisli durumu ( Bel omurları normalde lordoz durumundadır )
İntervertebral : Vertebralar arası, omurlar arası
Postero-Lateral : Arka - yan
Posterior Longitidunal Ligament : Omurgaların, omurilik kanalına bakan yüzünü saran bağ dokusuna verilen ad. Bu bağ dokusunun omurgaların ön yüzünde olanına da anterior longitidunal ligament adı verilir.
Bel Fıtığı Nasıl Oluşur:

Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pekçok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar. Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.

Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir. Kainatta hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmamış olması gibi diskin beslenmesi de belirli bir plan ve program dahilinde gerçekleşmektedir.



Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar da azalır ve yaklaşık sekiz yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra diskin beslenmesi diffüzyonla olur. Disklerin ihtiva ettigi su oranı da çocukluk yaşlarından itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir ceninin diskinde su oranı % 90 iken, çocuklarda bu oran % 80’e, yetişkinlerde ise % 50-60’a düşer. Neticede disk de giderek küçülür ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozuklugu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı dejenerasyon da eşlik eder.

Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır. Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve tamir görevi yapan destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır. Tamir olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafindaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur.

Yani zemin hazır hale geldikten sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki, bu hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmek de olabilir. Bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nisbeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar. Öyle aileler vardır ki dedesini, babasını ve çeşitli yakın akrabalarını bel fıtığından ameliyat etmişizdir. Yani kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik bir yönünün oldugu da söylenebilir.

Damarlardaki hastalıklar, şeker hastalığı ve sigara kullanımı diske gelen kan akımının miktar ve kalitesini, dolayısıyla onun beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek dejenerasyonu hızlandırırlar.

Bel fıtığının oluşumunda rol oynayan dış faktörlerin başında günlük aktiviteler esnasında ortaya konan bilinçsiz hareketler gelmektedir. Eğilerek veya uzanarak bir yük kaldırdığımızda belde bulunan diskler üzerine binen yük simetrik değil, asimetrik olmaktadır. Böyle bir durumda bel fıtığının nasıl kolayca teşekkül edebileceğini aşağıdaki şekiller sade bir tarzda izah etmektedir.


1. Diskin dış kısmını oluşturan lifler 30 derecelik açı ile sıralanırlar ve içerideki nükleus denen kısmın çeşitli kuvvetlerin etkisiyle dışarıya doğru taşmasını engellerler. Yani bu lifler bel fıtığının gelişmesine ciddi bir engel teşkil ederler.
2. Yük diskin üzerine simetrik uygulandığında diskin iç ve dış kısımlarını meydana getiren yapılar bariz şekilde deforme olurlar. Fakat bu deformasyon simetrik olduğundan bel fıtığı kolayca gelişemez.
3. Yük diskin üzerine asimetrik binerse, yükün uygulandığı tarafta komşu iki omur kemiği birbirine yaklaşır, aradaki mesafe daralır ve diskin kapsül kısmı deforme olarak dışarıya doğru taşar.
4. Diskin içindeki nükleus denen kısım ise maruz kaldığı basıncın etkisiyle karşı kenara doğru gitme eğilimindedir. Halbuki karşı kenarın dış kısmını oluşturan lifler bu pozisyonda gerilmiş ve zayif düşmüşlerdir. Bu durumda asimetrik olarak uygulanan yük nükleusun karşı taraftan dışarıya taşmasını, yani bel fıtığı teşekkülünü kolayca gerçekleştirecektir.
 

 


 

 

 

 

 

 

 

 


 

Favorilere Ekle
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Anasayfam Yap
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ana

Sayfaya

Geridön

 
   
 
 
 
 
 
 
 

 

<a href="http://www.siirsayfasi.com/blocks/relogio_Saat1.swf" target="_blank">http://www.siirsayfasi.com/blocks/relogio_Saat1.swf</a>

 

 

''Namerdin Balını Yiyeceğine Padişahın Tokadını ye.''

 

 

 

İlimiz Niğde Hava Durumu

Kaynak: Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü

M.E.B. Logolarini Görmek Için Tiklayiniz.

 


 

Meslek Lisesi Memleket Meselesi

AVRUPA BIRLIGI EGITIM VE GENÇLIK PROGRAMLARI MERKEZI (ULUSAL AJANS)


 


 

ILSIS
 

Akıllı Adımlar Eğitim Seti

 

Bilgisayardaki Resimleri Bulup, Düzenlemeye Yarayan  Picasa TM  Programı

En Zor Fotoğraf Düzenleme İşlemlerinizi,

Bir Tıklama ile Hızlı Bir Şekilde Yapmanızı Sağlayacaktır

İnternette

Hızlı, Sorunsuz  Sörf ve Aktivasyon İşlemleri için;

Internet Explorer Yerine,  Firefox â Programını Kullanmanızı Tavsiye Ederi

 

Genç Cafe Çiftehan/NİĞDE
Tüm Hakları Saklıdır.
www.ciftehan.com
0 542 847 56 98/0388 531 21 12

Kamil Ölçer