Ne ilk
kurulduğu tarih nede ilifgin adının nereden alındığı
belli. 1950 lili yıllarda yaklaşık 50 haneli 200 nüfuslu
olan köy o yıllarda geçimini hayvancılık ve tarımla geçimini
temin ederdi, şimdi ise bu köy zaman içinde yaşanan geçim
sıkıntısından dolayı Çiftehan'a beldemize gelmişlerdir şu an
ise Çiftehan nüfusunun bir çoğu İlifgin yeni adıyla Katrancı
100 cüz yıl köyü, bu adı Atatürk'ün doğumunun 100 yılında
Niğde de yapılan çekilişte almıştır.
Katrancı köyünün nüfusunun ufak olmasına rağmen
milli mücadele döneminde hem şehit vermiş hemde gazisi olan
orman manzarası ile iç içe yaşayan muhteşem bir doğaya sahip
Köyümüzdür. Size şu kadarını söylemeliyimki Katrancı 100
yıl köyü geleceğin yaylası diyebilirim. Zamanla bu
güzelliğin keşfedileceğinden eminim. Sadece 1 kez gitmenizde
dahi sizde bir takım izler bırakacağından eminim. Eğer urum
dudu ( mor dut ) zamanında giderseniz o meşhur güzel urum
dudundan her tarafta bulmak mümkün.
Katrancı köyü yıllardan beri genelde huzur içerisinde
yaşamış bir köyümüzdür bu köyümüzün eski halini alması biraz
zor gibi görünüyor ama imkanı ve yetkisi olan kimselerin bu
köyümüzü turizm alanı orman turizmine katmak için katkıları
olacağını düşünüyorum.
Katrancı köyünün şu an en yaşlısı olan
1345 doğumlu Abdurahman oğlu Ali Yüksel den köy hakkında
bilgi almak için gittiğimde sağolsun hafızasının yettiğince
bana yardımcı oldu.
Yardımlaşma ve dayanışma konusunda sosyal ilişkilerde eski
günlerde şimdikinden çok daha ilerde olduğunu Ali hoca
köyüyle aralarında akrabalık bağı olduğunu zaman içinde
unutulmasada fazla hatırlanmadığını söyledi. Eski düğünlerde
ve bayramlarda Alihoca köyünden katrancıya katrancıdan
Alihoca köyüne giderler eğlence ve kederlerini
paylaştıklarını düğünlerinde köylere Arap olarak yada gelin
olarak bir birlerine giderek düğünlere ayrı bir neşe
kattıklarını söyledi. Dini bayramlarda gençler arasında
eğlence düzenlediklerini düğünlerde en çok zeybek ve Konya
oyununu oynadıklarını özellikle halay başı diye adlandırdığı
Alihoca köyüne ait olduğunu söylediği halayı çok
oynadıklarını söyledi. Halayın sözlerini çok fazla
hatırlayamadığı ama halayın ilk başlarda biraz yavaş
ilerledikçe hızlanan bir oyun olduğunu bazı halay başlarının
bir kaç tur değişmesine rağmen halay başına davam ettiğini
söyledi.
Ali emmiye --Ali emmi dedim
şu eski türkülerden bir söyle bakalım dedim. Söyleyemem ama
mırıldanayım yaz dedi. türkülerden bir tanesi şöyle
Keklik gibi kanadımı germedim
Doya doya murad alıp
gezmedim
O gara yazıyı gendim
yazmadım
Kader böyle imiş ağlarım
bazı.
Ala geyik gibi boynun
sallarsın
Keman olup yollarımı
bağlarsın
Bana derler neden durmaz
ağlarsın
Kader böyle imiş ağlarım
bazı.
Şeker şerbetini ezenim
yoktur
İnce tülbendinde süzenim
yoktur
Neyleyim köşkü neyleyim
sarayı
İçinde sallanıp gezenim
yoktur.
Kan kurudu can çıkmaya
başladı
Yaralarım göz göz oldu işledi
Aman doktor aman yaram
derindir
Yaramı bağlayan allı gelindir
Ali
emmiye çocukluğunu sorduğumda ilk aklına gelen okul
döneminde öğretmeninin öğretmiş olduğu bir şiiri yazmamı
istedi. Şiir şöyle....
ATATÜRK şiiri
Meşrutiyet hürriyet sözü
artık kalmamış
Hürriyetin ismini kimse ağza
almamış
O şanla ses vermiştir Mustafa
kemal paşa
Tüfek yoktu süngü yoktu top
yoktu
Bu yokluktan Türk yarattı bir
ordu
Bir gün gazi söz vermiştir
divanda
Yunanlıyı boğacağız vatanda
Bir diğer şiiri ise bayrak
adlı şiiri.
BAYRAK
Atatürkün ocağında uyandım
Şehitlerin kanlarıyla
boyandım
Nice düşman kalesine
uzandırsana
Sana selam ey şanlı Türk
bayrağı
Çırpınarak dalgalanır kanadın
Gök yüzüne çıkmamıdır muradın
Gölgende son vermek ister
evladın
Bir galandır her bir türkün
ocağı
Sana selam ey şanlı Türk
bayrağı
Birde askerlikle ilgili şiir
yokmu dediğimde gözleri sulandı başını öne eğerek olmaz
olurmu diyerek yazmamı söyledi.ve kısaca anlatmaya başladı.
Yunanlılar
afyon ve bölgesini aldıklarında Mustafa kemal paşa bir tümen
askeri afyon sokaklarında özellikle yunan kralının bulunduğu
bölgeden aynı tümenle bir kaç kez geçirir bunu gören yunan
kralı endişeye kapılıp burada işimiz kalmadı diyerek tınaz
tepeye doğru kaçmaya başlıyor. Daha sonra tınaz tepede harbe
tutuşuyorlar. ve arkasından şiiri geliyor Ali emminin...
Gediz kula
Alaşehir kılıç sesi doludur
Manisayı
menemeni süvariler aldılar
Dokuz eylül
sabahında ah İzmire girdiler
İzmir türkün ana yurdu
Vermez onu altın ordu
Düşman İzmir’e girerken
Bütün millet ağlıyordu
Geçtik İzmir
yakasına
Düştük düşman
arkasına
Hep düşmanlar
aman diyor
ATATÜRKÜN
ordusuna
Şu treni durduralım
Yeşil boya vurduralım
Şu düşmanın askerini
Denizlere dolduralım
Bu yollarda
arkadaşlar
Demir bacak çelik
olur
Annem babam
kardeşlerim
Feda olur vatanıma.
O dönemlerde bir anısını da
şöyle anlattı Fransızların Pozantı işgali döneminde
köylerine 3 tane Fransız askerinin geldiğini tavuk ve
hayvanlarının telef ettiğini,zaman zaman arada bir köye
gelerek aynı işlemi yaptıklarını anlattı. Daha sonraki
dönemde bu bölgede ilk mücadeleyi Alihoca Köyünden Takıt
Mehmet Tekneçukur Köyünden Sırçan lakaplı bir kişi Porsuk
Köyünden Kaşıkçı Ahmet başka köyde gelenlerle 10 ila 12
kişilik bir grup yanlarında iki zaptiyeyle köye korumaya
gelirler daha sonra şeker pınarı bölgesindeki demir yolunun
demirini sökerken Fransız komutanı vururlar,aradan 15 gün
filan sonrada Fransızlarla savaşa başlanmış kar boğazında
yapılan çatışmada tüm Fransız askerlerini öldürmüşler.
Sevgili dostlar o anı
yani Ali emminin o anı anlatırken yanında olmanızı çok
isterdim, Kah gülümsemeler Kah hüzünler,Özellikle eski milli
mücadele döneminde ve şiir leri anlatırken gözlerinin
sulanması insanı derinden duygulandırıyor. Bu vatanın
kolayca bu hale gelmediğini milli mücadele döneminde ne
zorluklardan badirelerden atlatıldığını duyduğunuzda. bu
vatana ihanet edenlerin az bir cezayla kurtulduğunu biliyor
ve rahatsız oluyorsunuz.
Neyse sevgili dostlar bu
köyümüz hakkında ileriki dönemlerde daha ayrıntılı bilgi ve
belgelerle resimlerle karşınıza getirmeye çalışacağım.
Hepinize sevgi ve
saygılarımla.